Altan Deliorman'ın Hayatı

Altan Deliorman, babası Mahmud Necmeddin Deliorman’ın gazetecilik görevi ile bulunduğu Sofya’da, 25 Haziran 1935 günü doğdu. Mahmud Necmeddin Bey, bir yıl önce, 1934’de Bulgaristan’dan Türkiye’ye sığınmış ve o yıl çıkarılan Soyadı Kaanûnu ile “Deliorman” soyadını almıştı. Deliorman, hem Necmeddin Bey’in ebenced vatan toprağı, hem de yıllar boyu o topraklarda çıkardığı gazetenin adı idi. Soyadında, toprağını ve gazetesini yaşatmak arzûsu, bu vesîle ile tahakkuk etmiş oluyordu.

ALTAN DELİORMAN (25.06.1935-22.08.2012)

Altan Deliorman, babası Mahmud Necmeddin Deliorman’ın gazetecilik görevi ile bulunduğu Sofya’da, 25 Haziran 1935 günü doğdu. Mahmud Necmeddin Bey, bir yıl önce, 1934’de Bulgaristan’dan Türkiye’ye sığınmış ve o yıl çıkarılan Soyadı Kaanûnu ile “Deliorman” soyadını almıştı. Deliorman, hem Necmeddin Bey’in ebenced vatan toprağı, hem de yıllar boyu o topraklarda çıkardığı gazetenin adı idi. Soyadında, toprağını ve gazetesini yaşatmak arzûsu, bu vesîle ile tahakkuk etmiş oluyordu.
M. Necmeddin Deliorman, 1935 yılında, o zaman İş Bankası’nın finanse ettiği Milliyet gazetesinin Balkanlar Temsilciliği’ne getirilmiş, merkezi Sofya olan bu yeni vazîfesine giderken, hâmile eşi Mürüvvet Hanım’ı da yanında götürmüştü. Altan Deliorman’ın Sofya’da Dünyâ’ya gelişinin, böyle bir meslekî seyâhate dayalı hikâyesi bulunmaktadır. Altan Deliorman, yarım kalan ve henüz basılmamış hâtırâlarında, bu doğumuna rastlayan Sofya günlerini şöyle anlatmıştı:
Annem, yine babamın dostlarından Aka Gündüz’ün yazılarını takip etmek istiyor. Onu beş yıl önce tanımış. O zaman Sofya’da imişler. İş Bankası’nın sermaye desteğiyle çıkarılan Milliyet gazetesi, büyük merkezlere temsilciler gönderme kararı almış. Babamı da, merkezi Bulgaristan olmak üzere Balkanlar temsilcisi olarak Sofya’ya göndermişler. Babam annemi de beraberinde götürmüş. Ben de ister istemez onlarla beraber gitmiştim. Çünkü doğuşuma iki ay varmış. Şehrin merkezinde bir daire kiralamışlar. Ev sahipleri yaşlı bir karı-kocaymış. Annem uzun ömürlerini, her akşam sadece birer kâse yoğurt yiyerek yatmalarına borçlu olduklarını söylemişti. Ben Sofya’da dünyaya gelmişim. Babam loğusa yatağını güllerle donatmış. Bu sevincin yaşandığı günlerde Aka Gündüz Sofya’ya geliyor. Babam, ona şehri gezdirmek, ev sahibi sıfatıyla ağırlamak istiyor. Eve geliyorlar. Aka Gündüz, annemi kutluyor ve babamın arzusunu yerine getirmek üzere izin vermesini rica ediyor. Annem, Aka Gündüz’ün bir şiirini çok seviyor. Onu okursa müsaade edeceğini söylüyor. Aka Gündüz o şiiri memnuniyetle okuyor ve böylece izin alınıyor..”
1936 yılında Milliyet Gazetesi’nin mâlî durumu bozuldu ve Necmeddin Bey’le âilesi, İstanbul’a döndüler. Altan’ın nüfûs cüzdanı ancak o zaman (22 Mart 1936) alındı. Esas doğum yeri ile yılı, bürokrasi engeline takılıp resmîyete dökülemedi
Mürüvvet Hanım, oğlu Altan’a dört yaşının içindeyken okuma-yazmayı öğretti ve basit aritmetik temrinlerine başlattı.
1940 yılına gelindiğinde, Necmeddin Bey, oğluna yavaş yavaş Bâb-ı âli havasını teneffüs ettirmeye başladı. O yılların tanınmış gazetecisi, “Deli Nizam” lâkabıyla bilinen Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Necmeddin Bey’in yakın dostu idi. Nizamettin Nazif’in çıkardığı Vakıt ve İstiklâl gazetelerinin idârehâne ve matbaaları, henüz beş yaşındaki Altan Deliorman’ın önünde açılan ilk basın pencereleriydi.
Alman ordularının Edirne’ye dayandığı 1942 yılında, İsmet İnönü Hükûmeti İstanbul’u boşaltmayı düşünmeye başlamıştı. İşte o günlerde, Deliorman âilesi Eskişehir’e gitti. Durumun İstanbul’u tehdîd eder seviyede olmadığının anlaşılması üzerine, tekrar İstanbul’a döndüler. Hepsi, katlanılan yokluklar yüzünden, farkedilecek derecede zayıflamıştı.
Okul çağı geldiğinde, annesinden öğrendikleri işine yaradı. Yapılan imtihan sonrasında, ikinci sınıftan başlamasına karar verildi. Bilhasa Türkçe ve Yazı derslerinden tam not alıyordu. Öğretmenlerinin parmakla gösterdiği başarılı bir öğrenciydi.
1947’de, annesiyle berâber Ankara’da bir akrabâlarının misâfiri oldular. Ankara Garı’nı görmesi, onda değişik hisler uyandırdı. “Trenin Kalkışı” adını verdiği yazıyı, bu gardan mülhem duygularla yazdı. Okuyucusu olduğu “Çocuk Sesi” dergisi, 26 Ocak 1948 târihli 36. sayısında bu yazıyı yayınladı. Altan Deliorman’ın imzâsını taşıyan ilk yazı, bu sûretle basın arşivine girdi.
1950’de Haydarpaşa Lisesi’ne kaydoldu. O yıl, Hüseyin Nihâl Atsız da edebiyât öğretmeni olarak Haydarpaşa Lisesi’nde göreve başlamıştı. Altan Deliorman’ın hayâtını ve fikrî yapısını derinden etkileyen üç kişiden biri olan Nihâl Atsız (diğer ikisinin İbrâhim Kafesoğlu ve Kemâl Ilıcak olduğunu kendisi söylemişti), 1952’de okuldan alındı ve Süleymâniye Kütüphânesi’ne tâyin edildi. Buna rağmen, Altan Deliorman’ın hocası ile münâsebeti kopmadı.
Yine 1952’de Haydarpaşa Lisesi’nin Edebiyât Kolu’nu kurup başkanlığını yaptı. Güvendiği arkadaşlarıyla, ertesi yıl kutlanacak İstanbul’un Fethi’nin 500. yıldönümü için hazırlık yaptı. “Fetih Yıllarını Aydınlatma Derneği”nde yer aldı, “Kılıç” adını verdiği gazeteyi çıkardı. Anılan dernek ve gazete yüzünden İstanbul Emniyeti’nde 6 saat sorgulandı. Bu hâl, onu daha şuûrlu olarak Türkçülük fikrine çekti. 1953’den itibâren İstanbul’da 3 Mayıs Türkçülük Günü’nü organize etmeye başladı.
1954 yılı içerisinde, okuyucusu olduğu “Türk Sanatı” dergisinin açtığı hikâye yarışmasına “Bir Kapı Açık Kaldı” isimli eseriyle katıldı. Adı geçen hikâye, yarışmanın birincisi seçildi, Altan Deliorman da derginin dâimî yazı kadrosuna alındı. Türk Sanatı’nın değişik sayılarında yazıları yayınlandı
1955’de liseden mezun oldu. “Çocuk Yayınları Şirketi”ne girip, çalışmaya başladı. Bu şirketin çıkardığı “Armağan” ve “Tomurcuk” dergilerine hikâyeler yazdı. O yılın bir başka gelişmesi, “Türk Dünyası”nın yayına başlaması oldu. Baba-oğul Necmeddin ve Altan Deliorman’ın çıkardığı bu idealist dergi, maddî imkânsızlıklar yüzünden ancak iki sayı çıkabildi.
Ceylân dergisindeki ressamlığı, Tan gazetesindeki eğitim ve Kıbrıs muhâbirliği, Akşam gazetesindeki musahhihliği, hep 1955’in getirdiği farklı çalışma mahâlleriydi.  İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kayıt yaptırması da yine 1955 yılına rastlıyordu.
1957’de, 22 yaşının içindeyken Fatma Alpagut’la hayâtını birleştirdi. Nikâh şâhitleri Nizâmettin Nazif’le Nuri Demirağ idi. Fatma Hanım’la olan berâberliği, vefâtına kadar sürdü.
1958 yılında Akşam gazetesinde tefrika edilen “Mustafa Kemal Balkanlarda” isimli araştırma yazısı, ertesi yıl (1959) Türkiye Yayınevi tarafından kitap hâlinde yayınlandı.
1959 yılında vatanî göreve çağrıldı. Askerî eğitimini tamamlayınca çekilen kur’ada ona Siverek 40. Süvâri Alayı çıktı. Orada S3 (harekât ve eğitim sorumlusu) yardımcılığında bulundu. İstihbârat ve moral subaylığı da onun üzerinde idi. Altan Deliorman Siverek’de askerî vazîfesinde iken, İstanbul’da oğlu Bozkurt doğdu (1959).
27 Mayıs İhtilâli olduğunda, Siverek’deki vazîfesi devâm ediyordu. Alay komutanı, İhtilâl Hükûmeti tarafından Siverek Kaymakamlığı’na getirilince, Altan Bey’i de yanına yardımcı olarak aldı. Terhis olduğu 30 Haziran 1960 gününe kadar, bu son vazîfesindeydi. Fatma Hanım’la oğlu Bozkurt, son aylarında Altan Bey’le birlikte, Siverek’de bulundular.
Askerliğinin ardından İstanbul’a geldiğinde, Akşam gazetesindeki işine kaldığı yerden devâm etti. 1964’e kadar çalıştığı Akşam’da, servis şefliğine yükseldi. Daha sonra Marksist kadroların hâkim olduğu bu gazetede barınamadı, işten çıkarıldı.
1961’de, bir iddiâ üzerine “Atatürk’ün Hayatındaki Kadınlar”ı yazdı. Burhan Yayınevi de bu eseri yayınladı.
1962 yılında İsmet Tümtürk ile birlikte “Millî Yol” dergisini çıkardı. Aynı yıl (1962), askerliği ve çalışma temposu dolayısıyla ara verdiği Hukuk Fakültesi’nden ayrıldı. Edebiyât Fakültesi Târih Bölümü’ne kaydoldu. Başkanlığını Nihâl Atsız’ın yaptığı “Türkçüler Derneği”nin kurucuları arasında yer aldı.
1964’de “Ekonomi Gazetesi” yazı işleri müdürlüğüne getirildi. Bu yeni işinde 1972’ye kadar çalışacaktır. Aynı yıl, Üsküdar’da oturdukları ahşap ev yandı. Şahsî eşyâları, bütün kitap, dergi ve kupür koleksiyonları kaybedildi. Gece çıkan yangından, sâdece canlarını kurtarmış olmalarına sevindiler.
1965’de, mevcut işine ilâve olarak “Bahadır” ve “ Karaoğlan” dergilerinin senaryolarını yazmayı, kaligrafi işlerini yapmayı üstlendi. Aynı yıl, kızı Işık doğdu.
1966’da, Edebiyât Fakültesi Târih Bölümü’nü bitirdi. “Câmiü’t-tevârih’e Göre Oğuz Destânı” başlığını taşıyan doktora tezini hazırlamaya başladı.
1967 yılında “Millî Işık” dergisini çıkardı. Bu dergi, 1971’e kadar yayınlandı. Yine 1967’de toplanan “Birinci Büyük Milliyetçiler Kurultayı”nı hazırladı, toplantıda faal olarak görev aldı.
1969’da, İbrâhim Kafesoğlu ile birlikte “Milliyetçiler İlmî Semineri”ni düzenledi. Seminerdeki tebliğlerle sonuç bildirisi kitap hâlinde yayınlandı.
1970 yılında “Türk Aydınları Ocağı”nın kuruluş hazırlıklarına katıldı, ilk genel müdürlüğüne getirildi. Aralıksız 5 yıl bu vazîfede bulundu.
1971’de, Malazgirt Zaferi’nin 900. Yıldönümü kutlamalarına katılmak üzere, hocası İbrâhim Kafesoğlu ile Van’a gitti. Bu münâsebetle; Gevaş, Ahlat ve Erciş’deki Türk kümbetlerini yerinde görüp araştırdı.
1972’de “Bahtiyar Bengü” müsteâr ismiyle “Bugün Gazetesi”nde yazılar yazmaya başladı. Köşesinin adı “Dünden Bugüne” idi. O yıl kurulan “Boğaziçi Yayınları”na genel müdür oldu. Bu görevinde 15 yıl kaldı.
1973’de yayınladığı “Türklere Karşı Ermeni Komitecileri” kitabı, “Türkiye Millî Kültür Vakfı Armağanı”nın târih dalında birinci seçildi.
1975 yılında “Ortadoğu Gazetesi”nde köşe yazıları yayınlandı. Bu yazılar, iki yıl kadar devâm etti. Fevzi Tara’nın hâtırâlarından aldığı ilhamla yazdığı “Yugoslavya’da Müslüman Türk’e Büyük Darbe” adlı eseri, Boğaziçi Yayınları arasında çıktı.
1976’da, Tercüman gazetesinin Avrupa baskısında köşe yazarlığına başladı. Bu vesîle ile Avrupa’nın değişik ülkelerini dolaşarak oralardaki Türklerle görüştü, toplantılar düzenledi. Millî Eğitim Bakanlığı’nın sipârişi üzerine, İbrâhim Kafesoğlu ile birlikte, lise birinci ve ikinci sınıflarda okutulacak “Tarih” kitaplarını yazdı.
1977’de, “Türkiye-Libya Dostluk Cemiyeti”nin üyesi olarak Trablus’a gitti. Turgut Reis’in ve Ömer Muhtar’ın Libya’daki türbelerini ziyâret etti.
1978 yılı içinde, Tercüman gazetesinin bir toplantısı için bulunduğu Berlin’de, Utanç Duvarı’nın öte tarafındaki Doğu Berlin’e de geçti. Aynı iş gezisinin devâmı olarak Viyana ve Paris’e uğradı. Tuna Nehri’ni yakından gördü, Eyfel Kulesi’ne çıktı. 1978’in, Altan Deliorman için bir başka gelişmesi de, “Tanıdığım Atsız” isimli kitabının yayınlanmasıydı. Bu kitaptaki yazılar, daha önce Ortadoğu gazetesinde tefrika edilmişti.
Tercüman gazetesinden 1985 yılında ayrıldı. “Gurbette Bayrak” dergisini yayınlayarak yurt dışındaki Türklerle bağını sürdürdü.
1986’da, “Bayrak Basım/Yayım/Tanıtım” firmasını kurdu. O yıl, “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti”nin “Basın Yüksek Divanı”na üye seçildi.
1988’de, “Yeni Orkun” dergisini yayınlamaya başladı. Derginin yazı işleri ve teknik sorumluluğunu aldı. Bu dergide çıkan üç uzun makâlesini “Üç Makale” isimiyle kitaplaştırdı.
1990’da, yeni müfredâta göre “Lise Tarih” kitaplarını yazdı. Lisenin üç sınıf seviyesine göre hazırlanan bu kitaplar, çok yaygın şekilde okutuldu.
1993’de, “Genel Türk Tarihi 1-2-3” kitaplarını kaleme aldı. Ders programının yenilenmesi üzerine, aynı yıl “Lise Tarih” kitaplarını müfredâta uygun hâle getirdi.
1995’de, “Osmanlı Tarihi 1-2” kitaplarını yazıp yayınladı.
1996’da, ilköğretim okulları için “Millî Tarih 6-7” kitaplarını hazırladı.
1997’de bir komisyon tarafından hazırlanan “Sosyal Bilgiler 6-7” kitaplarının târih bölümlerini yazdı. Muhtelif dergi ve gazetelerde yayınlanan biyografi yazılarını “Sessiz Bir Ses” ve “ Kırık Kanatlı Jön-Türk” adlarını verdiği iki kitapta topladı.
1998’de “Orkun” dergisini yeniden yayın hayâtına soktu. Düzenli olarak 101 sayı çıkan dergi, 2006 yılında, dağıtımındaki problemler yüzünden kapandı, internet versiyonu yayınını sürdürdü.
Orkun dergisinin yazı kurulundaki arkadaşlarıyla, 2000 yılında “Orkun Vakfı” nı kurdu, mütevellî heyeti başkanlığını üstlendi.
2001’de, Devlet Bakanlığı tarafından “Türk Dünyasına Hizmet Ödülü”ne; Öztürkler Forum tarafından da “Türk Birliğine Hizmet Ödülü”ne lâyık görüldü.
2004 yılında; Ekrem Hakkı Ayverdi, Nihad Sâmi Banarlı ve Sâmiha Ayverdi’yi anlattığı “Işıklı Hayatlar” kitabını yazdı. Bu eseriyle, “Türkiye Yazarlar Birliği”nce, biyografi dalında yılın yazarı seçildi.
2007’de, “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti” tarafından, Altan Deliorman’a “Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü” verildi.
2008’de, yine biyografi yazılarından meydâna gelen “Türk Yurdunun Bilgeleri” isimli kitabı yayınlandı.
2009’da, “Türk Kültüründe Bozkurt” ve “Osmanlılardan Önce Türkler” adlı kitapları çıktı.
2010’da “Tarih Boyunca Türkçülük”ü ve “Osmanlı Çağı”nı yazdı. 23 Ekim 2010 günü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü tarafından “Altan Deliorman’a Saygı Günü” düzenlendi. Bu program vesîlesiyle “Bulgaristan’da Türkçe Basın” adlı kitabı basılıp gelen dâvetlilere dağıtıldı.
22 Ağustos 2012 Çarşamba günü, saat 16.00 sularında, kaldırıldığı İstanbul Şişli Etfâl Hastahânesi’nde vefât etti.